mağazaların önünden geçerken bir bakıyorum yüksek topuklu rengarenk ayakkabılarda kalmış gözüm bir bakıyorum dağcılık ürünlerinde... bir yanım şıkır şıkır giyin, süslen diyor bir yanım rahat ol diyor.
hep uçlar. geçmiyor bu inişler ve çıkışlar.
bazen, her gün aynı olan insanlara imreniyorum bazen de diyorum ki amaaaaaaaan ne sıkıcı, bu ne beee! hep aynı hep aynı.
bazen evimin kadını çocuklarımın anası olayım diyorum, bazen de uçup gitmek özgür olmak istiyorum, bir o şehre bir bu şehre yerleşsem ne güzel olur diyorum. bazen kadın olayım bazen cinsiyetsiz... rolsüz...
bazen çokkk güzel masalarda yemek yemek istiyorum, tam takım, eksiksiz....kaşığı nerde olmalı çatalı nereye koymalıyız, peçeteyi katlayayım, ütülü masa örtüleri, arada değişen servisler.............. bazen de bi zeytin bi peynir olsun ekmekle diyorum, hatta marketten aldığımız poşetiyle koyayım tepsiye ve tvnin karşısında yiyeyim sonra da tepsiyi sehpanın üzerine uzatayım ve ben de uzanayım istiyorum.
velhasılı kelam, ikizler olmak yorucu. ama sıkıcı değil.
bizler güzel/yumuşacık elleri olan kadınları görünce, "ay şekerim ne güzel ellerin var" demeyi fesat değilsek yeri geldiğinde ve içimizden geldiğinde söylemekten çekinmeyiz ammmmaaaaaa iş özen göstermek konusuna gelince üzerimizdeki ataleti de bir türlü atamayız. bırakın güzelliği sağlığımızla bile pek ilgilendiğimiz söylenemez.
ben bundan bir yıl öncesine kadar, tabii nadiren de olsa temizlik yapıyordum babamın evinde :), temizlik malzemelerinin özellikle çamaşır suyunun ve cifin kokusunu elimde duyduğumda mutlu oluyordum. onların gerçekten kimyasal olduğunu, içinde yüz tane kimyasal çözücünün , kir çıkarıcının, tuz ruhunun, kezzabın olduğunu bilsem bile olayın vehametini hiç düşünmüyordum...
ama artık kimyasala yaklaşmamaya dikkat ediyorum, yaklaştığımda kendimi koruyorum, kesinlikle sonuna kadar açtığım cam ve ellerimde eldivenlerim oluyor ve işimi kısa tutuyorum.. e bunlarda ciğer, kiri söküp atan, pasları eriten o kimyasallar ciğerlerime soluk boruma ne yapmaz ki diyorum... ama günde 2-3 sigara içmekten de geri kalmıyorum... neyse o ayrı :)
temiz ve düzenli olmak gibisi de yok he!
hele temizlik yaptıktan sonra kahve içmek gibisi.... işte onun gibisi de yok. yorgunluk kahvesi.
horozumla.... kağıthaneden aldığım amerikan servislerin üzerinde :)
tamek kavanozu ne alaka mı :) o kül tablası, kokmuyor:)
17 Nisan 2012 Salı
evlilik hallerine alıştım gibi gibi. bana kalsa ben telkin edilmesem dahaaa çooooook zaman alır bu işler ama etrafımdakiler, şöyle yapınca kolay oluyor, bak böyle yaparsan rahat edersin dedikçe ve bunları uyguladıkça rahatlıyorum. bu etrafımdakiler horoz, bir kaç arkadaşım ve nünü....sağolsunlar, hep olsunlar.
iş çıkışı eve gider gitmez mutfağa girmemin benim bir zorunluluğum olmadığını söyleyen Horoz'uma sevgilerimi göndermek geldi içimden :)
-Eve girer girmez mutfağa girmek gibi bir zorunluluğun yok, dinlenmek istersen dinlen, ayaklarını uzatmak istersen uzat, duşunu almak istiyorsan al, benim, hemen yemek!!! diye bir beklentim yok. Senin de bir hayatın var. diyen bir horozum var. İnsan bazen yatmak ve hiç bir şey yapmamak ister, bu isteğini söyle. de diyen bir horoz, canım horoz! :)
evimizi seviyorum. evimizde bana dair izlerin olması benim kendimi oraya ait hissetmemi sağlıyor. mesela ; mutfaktaki bebeğim, mesela su bardağım,eski eşyaları severim, müzeyyen annemden aldığım ve bebeğimin yanında duran su bardağım... :)
Dün akşam Nursel Teyzemlerdeydik.
Taşeronlarımızdan birinin İskenderun'dan getirdiği balığın defin işlemleri için bir aradaydık maaile :)
Büyüüük bir lagos balığınn otopsi işleminin ardından büyük iki tepsiye yatırılmak suretiyle önce fırınlanıp, ardından içten bir merasimle defnedilmesi gecesiydi.
Çok güzel bir akşamdı.
Biz. Babamlar. Teyzemler. Anneannemler. Babaannem.
Paylaşmak güzel..
Belki balığa doyamadık ama herkes için de güzel bir akşam oldu.
Bir ara baktık babaannem ve anneannem odaya girmiş dertleşiyorlar.
Anneannem diyor ki;
-Aaaah Fadime Abla.. Biz neler gördük.. Bizimki her tuttuğunu yemeğe-çaya getirirdi.
E kolay mı? Evde 7 çocuk, kayınvalide, kayınpeder bir de gelen giden.. Dinlenmeksizin, durmaksızın iş. Çamaşır. Bulaşık. Temizlik...... Bir de üzerine biraz yoksulluk..
Babamlar kuzenler maça daldılar.
Bir kısım mutfakta..
Bİr kısım odada.
Bir kısım yemek masasının etrafında..
13 yaşam hikayesi.
Evde olduğumuz akşamlar film izliyoruz Horozla.Evde olduğumuz akşamlar diyorum çünkü akraba ziyaretleri, bize gelenler derken bir bakmışız hafta bitmiş...
Bu bir film eleştirileri blogu değil elbette ama Tunç Okan'ın yeni izlediğim iki filminden bahsetmeden geçemeyeceğim...
Önce Sarı Mercedes'i izledik.. Adalet Ağaoğlu'nunFikrimin İnce Gülü romanı ve Tuç Okan yönetmenliği...
Ankara'nın bir köyünden Almanya'ya çalışmaya giden ve orada çöpçülük yapan İlyas Salman yani Bayram...
Gözünden bile sakındığı arabası Balkız.
Geride bıraktığı Kezban.
Bayrm Almanyada yemeden içmeden biriktirdiği parasıyla sarı bir Mercedes alır. Onunla Türkiye'ye gelir.. Gümrükte yaşananlar, arabasına olan aşkı, yolda giderken özlediği köyü ve yaşadıklarının hayali...
Bayram, Almanya'ya giderken sevdiği kızdan hiç de üzülmeden ayrılıyor. Geri dönüşünde onu bulacağından çok emin......
Uyruksuz ve ikametsiz bir insan olduğumuzu düşünerek izledik filmi. Bakan gözün tarafı olduğunda işin içine duygular girip objekliflik yitiyor çünkü. Trafik kazaları örneğin, alışık olduğum gözlerle baktığımda filmde aslında bizi anlattığını göremiyorum.. Çok sık mesafalerde yapılan kazalar.. Alışmışız yılda bilmem kaç bin kişinin trafikte hayatını kaybetmesine... Düşünebiliyor musunuz yılda 570 bin küsür insan ölüyor bir ülkede !! Hastalıktan değil, doğal bir afetten değil, insandan!!! Tunç Okan buna değinmiş aslında filmde çokça...
Yol kenarında piknik yapan insanlar.. Kocaman erkeklerin el kol şakaları..
Feribota biniş ve inişlerde yaşananlar...
Sarı bir Mercedes'in Solmazlara don indirttiği gerçeği...
Arabaların armalarının bir zamanlar çalınır olduğu... Memleketimde hırsızlık da var çok şükür (!)... Araba arması nedir! Onu neden çalarlar..
Değnekçiler... Gerçi İspark'ın gelişiyle İstanbul'da azaldılar ama yok değiller.. Gel gel gel !! der 5 lirayı beğenmez 10 lira verirsin ama arabana da göz kulak da olayım demez bu adamlar. Tuhaf bi meslek.
gibi gibi gibi...
İzlemenizi tavsiye ederim.. Aman Türk filmi, hiç sevmem yaklaşımından uzak, objektif gözlerle....