8 Temmuz 2013 Pazartesi

bazen içimde koca bir kaybetme korkusu, ama bu terk edilme duygusu değil.
bazen içimde koca bir "kenana birşey olursa korkusu...""
olmasın.. ona bir şey olmasın...

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Hamilelikte 32. Hafta

Karnım ne zaman büyüyecek?
Hareketlerini ne zaman hissederim?
Mide bulantılarım ne zaman geçecek?
..... derken 32. hafta bitti. Karnım kocaman oldu bile. Geceleri uykum çok bölünüyor; yan yatsam yastık karnımın altından kaysa sanki karnım yere düşecek :) sırt üstü yatsam karnım ağzıma gelecek gibi nefessiz kaldım hissi :) ay çok sıcak! ay çok terledim! derken sinirleniyorum.

Yeşil sahalara ara vermek üzere bu hafta işten ayrılıyorum. Çalışmak artık zor ama çalışmamak da zor. 10 gündür evdeydim ve çok sıkıldım. Ocak ayında taşındığımız sitede arkadaşım henüz yok. Evde iş yap, tv izle... yat, biraz kitap oku bu faaliyetler yetmiyor bana. Arkadaş lazım, iki çift laf etmek lazımi faaliyet lazım, kurs lazım... İnsan lazım bana ühüüü!

4 Haziran 2013 Salı

Hamilelikte 29. Hafta

Şuana dek geçirdiğim en güzel hamilelik haftasıydı.
Sakin, morali yüksek, bel ağrısız, mide bulantısız, kusmasız...
Dinlenişlerimin de etkisi var sanırım.

Hafta sonu evimizde misler gibi geçti.


Cumartesi günü tombişim (babam) ve Nurgül Ablam geldiler. Kardeşim de İstanbul'daydı ancak Gezi Parkı protestolarına katıldığından gelmedi. Babamın da bundan mütevellit morali bozuktu, ya gözünden vurulursa, ya kulağı parçalanırsa, ya yakınlarında bir terörist varsa bu da yakınlarındaysa bizimki de göz altına alınırsa... Uuuuuuuuh uuuuuuh ne senaryolar ne senaryolar. Sanırım bu tip konulardaki kaygılarını anne olduğumda daha iyi anlayacağım.






İş çıkışı eve geldik ve sevgili kocam Kenan, evimizi süpürdüüüüü, sildiiiiii, Azra kuşumun da gönlünü yaptı, onunla birlikte havuza indi. Bende onları balkondan izleyebildim onlarla birlikte havuza inemedim, çünkü güneşte 10-15 dakikadan fazla durduğumda resmen elim ayağım titriyor halsizlikten düşecek gibi hissediyorum. Onlara havuz kenarında katılma sürem hazırladığım sandviçleri bitirmeleri kadar; o kadarcık yani.





Nurgül Ablam yemek yaptı, kuruyan ve ütülenmeyi bekleyen çamaşırlarımı ütülerken bende etrafta toplanacak yerine kaldırılacak çamaşırlar eşyalar vs vardı onları yerleştirdim, arada Nurgül Ablamın,
-Fattooooooşşş!!! Yatsanaaa! Dinlenseneee! Ben yaparım! uyarılarıyla. E ama birisi yanımda iş yaparken ben vicdan azabı duyuyorum, gönül rahatlığıyla yatamıyorum. :(



Sonra bi 5 çayı demledim; yanında peynir,zeytin, minik poğaçalar, domates, balkondan koparılmış maydonoz. Misss!

Akşam menüsünde köfte! Köfteyi gündüz yoğurup dinlenmeye bırakmıştım, Kenan da şekillerini verdi, eliyle kıymayı yayıp küçük su bardaklarıyla kurabiye kalıbı kullanır gibi köftelere şekil verdi, e standart olmalıymış, bizim yaptığımız köfteler o anki moralimize göreymiş. Babam bişey dermiş Nurgül ablamın hoşuna giderseo köfte büyük olurmuş, KEnan bişey dermiş ben kızarsam o köfte küçük olurmuş:) hahaha! güldürüyo bu adam beni!  Neyse, fırında bi güzel pişirdik. Mmmmm! Çok güzel oldu.

Akşamında çay demleme, sohbet, balkonda kahve keyfi yapma isteği ama sivri sineklerden yapamayıp içeri geri dönme derken bitiverdi cumartesi ve babamlar gitti, Azra kuşum uyudu.. Bizde uyuduk...

Pazar gününüysee sessiiiiiz sakiiiiiiiin huzurluuuuuuu  evimizde geçirdik.

Ailemi seviyorum!

28 Mayıs 2013 Salı

Gilaboru Deneyimi,Hamilelikte Yaşanan Sıkıntılardan Biri; Böbrekte Kum


Hamileliğinin 28. haftasındayım, 18 Mayıs Cumartesi  günü karnımın ağrısından doğrulamadığım bir gündü..
Cuma günü başlayan sancılarımı; idrara çıkarken yaşadığım sıkıntıyı şimdi hatırlamak bile istemiyorum. Normalde hastalıklar karşısında ilaç almadan olabildiğince savaşmak taraftarıyım ki hamilelikte zaten ilaç kullanmak zaruret halleri dışında yasak; durum böyle olunca doktora gitmeden sabredebileceğim noktaya kadar bekledim ancak dayanılmaz hale gelince ki Kenan defalarca doktora götüreyim? diye başıma geldi sağolsun :) 
_dayanamıyorum, gidelim doktora dedim ve hastaneye gidiş tahlil, nst, hastaneye yatış, serum takılması, antibiyotik kullanım süreci derken bugüne geldim.
Taş düşürmüş olabilirmişim, kum döküyor olabilirmişim .... 
Şimdi antibiyotik kullanmaya devam ediyorum, bunun yanı sıra doktorun defaatle tekrarladığı şuydu; 
GÜNDE en az 2.5 litre su içerek kumu vücudundan uzaklaştıracaksın. 

Bildiğimiz şeyleri uygulamıyorsak nerde kaldı bizim "insan"lığımız...

Kenan, canım kocam,  hastalandığım zamanlarda da sağlığımda bir sorun olmadığında da ihtiyaçlarıma karşı duyarlıdır. Yine öyle duyarlı davrandı; hastalığımla ilgili ne yapılması gerekir, nelere dikkat etmeliyim, ne yemeli ne içmeli öğrenip bana bildirdi. Ayrıca, Gilaboru diye Kayseri'de yetişen bir bitki varmış, internetten vermiş siparişi getirtmiş akşam da bir güzel suyunu içirdi bana...  Tertemiz, genetiğine dokunulmamış, Allah'ın yarattığı orijinalliğini koruyan, tipi de çok güzel olan bir meyve. Daha geniş bilgi için tık :)


Gilaborunun faydaları şöyleymiş;


• Kramplara kas gerginliklerine iyi geliyormuş.Hamilelik sürecinde erken doğumu da engelliyormuş bu bitki.  
• İdrar yollarını temizliyor taş varsa taşı eritiyor kum varsa döktürüyor...
• Ödemi atmaya , yüksek üreyi düşürrmeye yardımcıymış.
• Safra taşlarını erimesine faydalıymış, karaciğeri desteklermiş.
• Prostat rahatsızlığına iyi gelirmiş


Her gün içirecekmiş bana suyunu sıkıp sıkıp! 
Bu meyvenin ve meyve suyunun tadını ben çok sevdim...

Bu arada 26. Hafta kontrole gittiğimde bebeğimiz 1080 gramdı :) yaramaz :) içimde kıpır kıpır edip duruyor, hareketleri artık dışarıdan belli oluyor. çok merak ediyorum onu.

İsim konusunda hala kararsızım.

Güneş, Gözde, Duru, Işık, Işıl..... Bakalım ne olacak...

4 Nisan 2013 Perşembe

içime fenalıklar geliyor bebek bakımı konusunu abartıp mırcık mırcık inceleyen kadınlar yüzünden. 

bebeğimizin yiyeceği elmayı seramik bıçakla kesecekmişiz, seramik bıçak sebze-meyvelerin besin değerini kaybettirmezmiş.


uffffffff. 


iyi anne olucam! en iyisi olucam!!! derken detaylarda boğulmuş, yeryüzünde çocuk bakımından başka / çocuk bakımı gibi önemli  başka hiç bir konu yokmuş gibi yaşayan kadınlardan baygınlık geçiricem yeminle.


çocuklarını apartman dairelerinde topraktan uzak büyütür, hormonlu çileklerle besler, alışveriş merkezlerinde dolaştırır, taaaaaaa tepeye çıkarır şımartır .. hastalanan bebekleri için antibiyotik yazmayan doktora "bizimle" ilgilenmedi iyi değil bu doktor der başka başka doktorlara ulaşır antibiyotik yazdırır, marketlerin rengarenk raflarından danoneler taşır mini mini birler çalışkan ikilerimizi sevindirirler. iki üç kadın bir araya gelince de "geçen gün yoğurt mayaladım; ben hiç hazır yoğurt yedirmem şekerim" diye hava atarlar. bu ne yaman çelişki anne!

1 Nisan 2013 Pazartesi



yol arkadaşı, hayat arkadaşı, eş, dost, ana-baba.. karmakarışık roller varmış evlilikte. ben kenan'a arkadaş olmak istedim. dost olmak istedim. eş olmak istedim. sevgili.... her şey olmak istedim.. isterim de...
hayat biraz zor. sorumluluklar, etrafa karşı duyarlılıklar... işler güçler.


güneşli bir gün.
en sevdiğim şeylerden biri vapurla karşıya geçmek.
amaçsız da olsa olur hani.. o denizin kokusu içime dolsun, serinliği yüzüme vursun yeter.


20 Mart 2013 Çarşamba

Hamilelikte 18. Hafta

Dün kontrole gittim. Hamileliğimin 18. haftası. 

Doktor bebeği gösterdi, 250 gram olmuş, anneniz ve eşiniz size iyi bakmış dedi :)

Artık midem sadece sigara kokusu duyduğumda bulanıyor .

Sanırım karnımda arada hissettiğim minik dokunuşlar, bebeğin hareketleri! Sanki içerden birisi hafifçe dürter gibi, içimde arada titreşim olur gibi! Ne tatlı bi his. 

Geçen gün rüyamda bebeği gördüm.

Yatağımızda bembeyaz bir çarşaf serili, ben kendi kendime doğuruyorum. O kadar kolay oluyor ki! Acısız sancısız. Adı üstünde rüya :) İçimden uçuk yeşil pijama giymiş, pijama göğsünün altına kadar çekilmiş :) simsiyah kıvırcık saçları olan bembeyaz yüzlü pembe yanaklı bir kız çocuğu çıkıyor. O kadar tatlı ve sevimli ki!!!Oturuyorum yatakta ve ona diyorum ki;

-Len! Güneş sen misin! Gel tanışalım seninle! Ne tatlısın! 

İçim mutluluk doluyo, onu gördüğüme seviniyorum, tanıştığımıza da memnun oluyorum. Kahkaha atıyorum.

Sabah mutlu uyandım.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Azra

Azra, minnoşumuz.

Yanımdan pek ayrılmıyor, kardeşiyle ilgili sık sık sorular soruyor, iş yaparken yardım ediyor, makyaj yaparken izliyor, tv izlerken yanıma uzanıyor, kitap okurken o da kitabını eline alıyor, ben birşeyler yazarken bakmışım o da defterini kalemlerini almış yanımda bir şeyler çiziyor...

-Fatoş abla kardeşim senin karnında çişini yaptığı için mi miden bulanıyor?
-Mmmm. Sanırım ondan Azracım. diyorum.


-Fatoş abla, şimdi sen gülüyorsun ya, kardeşimde gülüyor di mi?
-Evet, o da mutlu oluyor.
-O zaman sen hep gül tamam mı!


Koltukta oturuyorum yanıma geliyo, kolumun altına sokuluyo:

-Fatoş Abla ben seni çok seviyorum.
-Bende seni çok seviyorum Azracım.
-Ben hem burda mutluyum hem annemin evinde mutluyum
-:)

Üzerimi giyinirken/değiştirirken  soyunuyorum, yanımda oluyor, gelip bacağıma sarılıyor ve beni öpüyor. Eğilip bende ona sarılıyorum. Öyle tatlı ki.


Bir çocuk mutluysa o evin neşesi var! Bir çocuk sağlıklıysa o evin huzuru var.

Fotoğraf 2012_Ramazan Bayramı Tatili_


6 Şubat 2013 Çarşamba

Hamilelikte 13. Hafta

İÇİMDE İNSAN VAR

Hamilelik hakkında söylenenler daha önce bir kulağımdan girmiş diğerinden çıkmış sanki ve ben hiç bir hamile kadının halini anlayamamışım. Midem bulanıyor dediğinde nasıl olduğunu bilememişim mesela, nasıl uyuz bir bulantı olduğunu... Telaşlarını bilmemişim. Gelecek kaygılarını dinlemişim de algılayamamışım. Korkularından bahsederlerken gereksiz olduğunu bile düşünmüşüm. Çoğu tecrübenin kendisi başka söylentisi başka...

Hamilelikten önce hamilelik döneminin çok çok romantik bir dönem olduğunu sanırdım. Aman ne romantikmiş :) Mide bualntıları, kusmalar, baş ağrıları, bel ağrıları.. Şimdi henüz bir çocuğum olmadığı için yaşadığım şeyler ona değermiş diye düşünemiyorum.

Koca bir merak. Acaba ağzı nasıl, burnu nasıl? Ayaklarımı kurularken düşünüyorum; ayakları benim ayaklarıma mı benziyor babasınınkilere mi? Karakteri nasıl , kime benzeyecek ve elbette bizden öğrendiklerinden bağımsız bir karakteri olacak, işte o nasıl olacak?

Yarın kontrol var. İkili test zamanı geldi. Down sendromlu mu değil mi? Organları yerinde ve orantılı mı? Kısacası herşey yolunda mı testi... Aklımın bir kenarında korkular. Rüyama bile girdi. Doktora gitmişim, hani muayene koltuğu var ya ona oturmuşum, bayıltmışlar beni. Uyandığımda masanın üzerinde ameliyat aletleri, küçük bir kavanozun içinde benim bebeğim. Kızmış cinsiyeti. Üzülüyorum ve çok da sinirleniyorum. "Neden bana sormadan aldınız?" "O aslında hasta değil siz bilemediniz, henüz kesinleşen bir şey yoktu! Ben onun yaşamasını isteyecektim belki de!! Adıma karar veremezdiniz!!" diye bağırmadan ama sert sert doktora çıkışıyorum. Bebeğe bakıyorum, çok da güzelmiş canım benim diyorum... Kaygılanmamak mümkün  mü, kaygı nasıl sıfırlanır tekniği var mı bilmiyorum ama sanırım düşünceleri kovmakla başarabiliyorum ama bilinç altı al işte burdayım diyor rüyalarla...

Aman da karnımı seveyim, benim bebeğim mi geliyormuş ah ah ah! diyemiyorum, çünkü gece uykumdan bile mide bulantısıyla uyanıyorum.

Bazen birden çığlık atasım geliyo, kocaman bir mucize! İçimde insan var!!!!!!! İçimde insan var!!!! diye. İnanamıyorum. 20-25 gram ağırlığında bir insanın insülin salgıladığına inanamıyorum!

31 Ocak 2013 Perşembe

Hamilelikte 11. Hafta Part-2




Her gün böyle kusmak zorunda mıyııııııııııııııaaaaaaaağğğm!!!!

29 Ocak 2013 Salı

Hamilelikte 11. Hafta / Haftanın Şarkısı




11. hafta.

 midem bulanıyor, midem bulanıyor, midem bulanıyor.....

her gün.
nerdeyse her saat.
sabah kalk mide bulantısı akşam yat mide bulantısı, gece uykumdan uyanıyorum yine mide bulantısı. bu sabah içimde yankılanan şarkı, kuluna bırakma sen al canımıııııııııııığ sen al canımııııııııığ!!!

20 Aralık 2012 Perşembe

Minik Bir Civciv mi Geliyor Ne?

Geçen hafta bir sabah Horoz bana bakıp,
-Sen hamilesin! dedi. Gayet sakin ve emin bir sesle. Şaşırdım.
-Nerden biliyosun?
-Bilmem..Öyle hissettim..

Bu güne kadar, adet günlerim hakkında "aman neler oluyor!! " diye telaşa kapılmamışımdır , . Çünkü illa olurum, ya mevsim değişikliğinden gecikmiştir benim adetim ya da stresli bir dönemimdir.. Başka bir sebebi yoktur. Bu seferde umursamadım, gecikti işte, evimizi taşıyoruz, stresliyim, oluyor bana böyle diye geçiştirdim..
İki gün doğum kontrol hapımı almayı aksattığımı hatırlayınca ve Horoz da öyle söyleyince içime bir şüphe düştü..

Hikaye klasik, test alınıri yapılır ve beklenir..Daha 1 dakika geçmeden şak diye ikinci çizgi belirince ne yapacağımı kendimi nasıl hissedeceğimi bilemedim...
Gülsem mi ağlasam mı.....

Sonra Kenanla paylaştım durumu. Aslında bir önceki günden oldukça naneydi aramız. Konuşuyoruz fakat ihtiyaç oldukça, çok resmiyiz.. Kabuğa çekilme halleri. Mesaj yazdım bende,cevap "hakkımızda hayırlısı" !!!! Ne yani böyle bir habere verilecek tepki bu mu!!! Hollanda başbakanı geliyor sanki de "hakkımızda hayırlısı!!" Çok çok üzüldüm, sinirlendim arayıp iki güzel söylememesine.. Sonra ben biraz carlayınca aradı tabii, çok sevindim, bir çocuğumuz olsun istiyordum vs. vs.

Şimdi içimde karma karışık duygular var. Öyle aman da hayallere daldım, ilk günden karnımı seveyim hallerinde değilim.

Hayatımı ele geçirecek.
Artık hep onun istekleri olacak.
Bana bağımlı yaşayan bir varlık; acıktıi kirlendi, gazı var, karnı ağrıdı, hasa oldu aman üşüdü ..........uyudu...
Tatile gidemicez.
Kenanla başbaşa kalamicaz.
Bakımıyla uğraşıcam...
Hep o hep o hep o olacak ben hayatın neresinde olucam!!!
İnsan yetiştirmek ne zor....

Kenan bebekten bahsedince mutlu oluyorum.

Bir de yakınlarımın sevinci beni heyecanlandırıyor.
Halbuki bir arkadaşımın, akrabamın sevdiğim birinin hamilelik haberini aldığımda içime bir heyecan düşerdi benim. Ne tatlı minik bir insan katılacak hayatlarına, canları kadar sevecekleri yavruları olacak, insana bir arkadaş daha...konuşmaya başlayınca ne de tatlı olurlar, bebek kokusu nasılda güzeldir........ gibi onlarca güzel şey geçerken aklımdan şimdi korku sardı içimi;
BEN NE YAPICAM! nasıl başarıcam! korkusu..

Geçer mi bi korku, sevinç sarar mı içimi.. Tıpkı babamın göğsüne  oturan sevinç gibi...

4 Aralık 2012 Salı

her şey bulaşıcı.... hastalıklar, mutluluklar, mutsuzluklar, kahkahalar...

bağışıklık sistemi ne yaparsa yapsın etkilenmeden duramıyor. en çok da hastalıklara karşı güçsüz. mutsuzluklara karşı direnci zayıf.. california üniversitesi psikologları tarafından araştırma yapılmış. araştıramanın konusu,  en çok mutluluktan mı etkilenir insanlar mutsuzluktan mı, duygular sadece empatiyle mi bulaşır yoksa duygu transferiyle mi...

insanların birbirlerinin mutsuzluklarından etkilenme oranı mutluluklarından etkilenme oranından daha yüksekmiş. mutlu olan mutsuz olanın yanında enerjisini kaybediyormuş. koca bir mutlu grup içerisindeki tek bir mutsuz kişi bile tüm grubun mutluluğunu azaltıyormuş.

psikologların önerisi şu; empati kurmak yerine bir adım geri çekilmek, bir süre sonra sorunun sebebini konuşarak öğrenmeyi, yardım için hazır olduğumuzu söyledikten sonra tekrar uzaklaşmak.

 hep mi mutsuzluktan etkileniyoruz. tabii ki hayır ama negatif olan duygular daha baskın daha bulaşıcı.

şu hayatta en güzeli az konuşmak. hem karşındakini çok etkilemiyorsun hem de karşı tarafa karşı yormayan, sıkmayan, huzursuzluk vermeyen olmuş oluyorsun.

10 Ekim 2012 Çarşamba

Pazar Kahvaltıları

Öyle güzel ki aileyle yapılan pazar kahvaltıları....

Ufaktan bir telaş...

Ekmekler kızardı mı, çay demlendi mi, yumura pişti mi.. derken ev ahalisini uyandırma çabaları, masaya oturunca illa da zeytini beğendim, nerden aldınız demeler, uuuuu! bu bana çok gelir diye karşı çıkmalar ama tabakta da bir şey bırakmamalar...

Pazar kahvaltılarının en sevdiğim  yanlarından biri de sonu, sofrayı toplamadan yapılan muhabbetler, bazen birer sigara tüttürmeler...

ve tabii en sevmediğim yanlarından biri de toplaması... kurarken güzel de toplarken zor geliyor ya hu!

Önceden masada 20 çeşit kahvaltılık olsa 21. çeşide hayır demezdim, masa kalabalık, renkli, çeşitli olunca mutlu olurdum. Şimdiyse en güzel beyaz peynir, en güzel zeytin, en güzel domates, en güzel salatalık, en güzel reçel / bal olsun bir de tereyağı yeter diyorum, haşlanmış yumurta da sakince tabağa gelebilir.. Az çeşit bol miktar.. İnsan denen şeyin tercihleri büyüdükçe değişiyor mu ne...

5 Eylül 2012 Çarşamba

Daha Mutlu Olamam Ömrümde!

Dün akşam iş çıkışına yakın Horoz skype'da yazdı:

-Aşkım, çıkışta nereye gidiyoruz?
- http://www.dogatepe.com.tr/ Beni buraya götür lütfen lütfen lütfen ! dedim. :)

-Trafik var dedi düşük bi enerjiyle. Bozuldum tabi ben. İstanbul'da hayat iş çıkışlarında babamlara gitmek ve Bahçeşehir'den mi ibaret. Trafik sebebiyle hiç bişey yapmayacak mıyız biiiiiz! diye söylendim... Sonra baktım babamlara doğru gidiyoruz, sonra bi baktım aaaaa gitmiyoruz.

-Gitmeyelim hiç kıymeti yok. Sen isteksizsin. Sanki çocuğu bi yere götürür ona oraları gösterir gibi!!..

duruyırum yine...

-Gitmeyelim... Neyse işte köprü yoluna girdi. Ben içimden söyleniyorum tabi.

...sonra

-Anlamı yok ki, bi ben gönüllüyüm... falan... Gideceğimiz yer Boğaziçi Üniversitesi'nin yan tarafında ama baktım Sarıyer'e sürüyo. Yanlış yoldayız dedim dinlemedi bile!

o susunca daha bi sinirleniyorum ..

-Trafik hep var. Ne yapalım İstanbudayız. Kendimizi iyi hissedersek trafikte bile sıkılmayız. Tat almaya bakmak varken halimize bak! Yüzler asık. Gitmeyelim. Niye gidiyoruz ki..

Huzursuzum ben. Anlamı yok gitmeyelim diye hissediyorum. Bi yandan bi Sarıyer - Kilyos yolu bi kavak yoluna giriyoruz bi fener sonra dönüyoruz falan... Diyorum ne güzel yerlerden geçiyoruz. Aaaa bak yemyeşil diye paylaşsak ne olurdu diye düşünüyorum. Çok üzgünüm ama böyle bi akşam geçiriyoruz diye.

Yolu kaybetmiş gibiyken
-Gitme daha girelim şuraya dedim. bi restoranı kastederek.

-Güzelmiş dimi buralar dedi. Hayret sesi çıktı.
-Evet çok güzelmiş. (kızgınım ama gerginlikte istemiyorum ki :( Oturduğumuz yerde konuşcam ..( Anlatcam diye düşündüm.)

Sonra pat bi sokaktan döndük pat diye İskele Balık Restaurant'ın önündeyiz. Düğünümüzün olduğu yerdeyiz.

NEFESİM KESİLDİ!!!!

Arabadan indik Kenan'ın suratında gülümseme. Bi sarıldım.

Kenaaaaaaaaan!!!!!

Sonra ağlamaya başladım. Mutluluktan ağlamayalı çok zaman olmuştu aşkııııım!! Çok teşekkür ederim!

-Romantizm öyle olmaz böyle olur! dedi:) Al sana romantizm!


Ah nasıl anlatsam ki!!

Salona girişimiz, misafirlerle karşılaşmamız.... gözümün önünde. Heyecanlandım... Resssmen o günü yaşadım parça parça. Ama çok mutlu. Ağlamam uzun sürdü biraz :) Kenan kızmadı ama ağlamama, üzülmedi de :) Hehe :)











Yemeğimizi yedik, düğünde yiyememiştik. Çingene palamudu çıkmış. Çok güzeldi. Tazecik. Rumeli Kavağı'nda bu restoran öyle ayak altında bi yer olmadığı için müşteri geldikçe onun için hazırlıyorlar yemekleri, taze herşey.. Salata mı, istediğiniz gibi yapıyorlar, ama tazecik sebzeler, soğuklar mı? onlar da öyle...Kalamar sıcacık taze taze... Her şey lezzetli..

Ben şatafatı pek sevmem. Beyaz rahatsız eder beni mekanlarda, çok parlalık samimiyetten uzaklaştırır mesela duygularımı, ama burası. Sevdiğim gibi sarı ışıklar, salaş.. Deniz kenarı. Dalga sesleri. Ekmek at-balıklar gelsin, akvaryum gibi! Karadenizle birleşen Marmara!



26 Temmuz 2012 Perşembe

Yiyemeyeceğin Şeyleri Cildine Sürme


Horoz, “YİYEMEYECEĞİN ŞEYLERİ DERİNE DE SÜRMEMEN LAZIM “ dedi ve düşündüm…..


her gün derimiz yoluyla aldığımız o kadar çok kimyasal var ki, bu gidişe dur diyemesem de yavaş! deme zamanı gelince,

*          ilk olarak yumuşatıcı kullanmayarak başladım, onca kimyasal kokusu burnumuzdan girerken derimizin içine kim bilir neler giriyordu hem de Horozuma baş ağrısı yapan bir şeyi neden kullanaydım? yalan yok, o yumuşutacıların mis kokusunu çok beğeniyorum, öyle güzel kokuyorlar ki yıkanan çamaşırlar daha asılırken insan mutlu oluyor, katlarken insanın burnunda misss gibi bir koku o çamaşırları içime falan sokasım geliyor ama işte, kimyasal sonuçta, o kadar esans ve o kadar kimyasal kalıntısı  da vücuda giriyor bunu düşününce tercihler devreye giriyor, bir çoğumuz da düşünmüyor.
*   artık duş jeli kullanmıyoruz, zeytinyağlı sabunla yıkıyoruz vücudumuzu, ben bazen beyaz sabunlarla, klasik. şampuanımız duru.

*       sonra kullandığım kremleri kontrol ettim "içindekiler"i okudum ve bilmediğim o kadar kimyasalı içeriyordu ki çoğu kremimden vazgeçtim, sadece kokusunu beğenerek aldığım vücut kremlerim vardı, üzerlerinde ne içerdiği bile nerdeyse yazmıyordu, onlar da çöpeeee. Arko var evde şimdi, içindekilere baktım ;)
*          tırnaklarım çok kırılırdı daha az oje kullanmaya ve tırnaklarımı asetondan uzaklaştırmaya çalıştım. (Horozumun, organik olan tırnaklarımın tinerle nasıl baş edebileceğini sormasıyla tırnaklarım için ilk kez üzülmem bir oldu şimdi haftada bir kez oje sürüyorum tırnaklarıma)
*         daha az fondöten kullanır oldum, sivilcem nerdeyse hiç yok, kolojen de içermeyen makyaj malzemeleri alıcam artık ;)
*          alkol 3 yıldır kullanmıyorum. (zavallı vücudum organlarım onunla savaşırken ne kadar çok uğraşıyorlardı onlara bu kötülüğü yapmak zalimlik)
*         cips yemiyorum.
*         içinde milyon tane koruyucu içeren ıvır zıvırlardan tükettiğim bi dondurma kaldı, ondan da nedense vazgeçemiyorum, magnum en sevdiğim..
*         çikolata yiyoruz. çünkü sağlıklı.
*         bisküvi az tüketiyoruz.
*         yemekler ısıtılmadan tüketiliyor, o akşam yiyeceğimiz kadar pişiriyorum.
*          patates kızartmasını çok ama çok az zeytinyağıyla teflon tavada kısık ateşte yapıyorum, oda haftada bir =  Azra geldiğinde, ikimizde patates kızartmasını çok seviyoruz.
*          makarna sosu, salata sosu vs... kullanmıyoruz.
*          salçalarımızı bir arkadaşımıza hataydan getirttik. (biber-domates)
*          baharatlarımız doğal, dağdan toplanmış nane, kekik...boyasız, gerçek biberden pul biber.....

elimizden geldiğince kimyasaldan uzaklaşmaya çalışmakta fayda var. ne kadar başarabilirsek o kadar kar diye düşünüyoruz. Roll on – şampuan  bunları maalesef her gün kullanmak zorundayız, psikolojimizde önemli vücut sağlığımız için, sürekli her şeyi didik didik eden, sağlık sağlık sağlık diye ortada dolanan tiperden değiliz ama azami dikkati göstermeye çalışıyoruz.

hayatı herkes inandığı ve bildiği şekilde yaşıyor işte...

birde şu öğle yemeği öğünlerini azaltsam ;)

bık bık!

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Çikolata Soslu Elma

Azra! Benim tatlım bitanem...

Hafta sonlarımın baş tacı.

Arabada arka koltukta Barbie dergisi okuyorduk birlikte, Mayıs 2012  sayısı, 16. sayfa; çikolata kaplı elmalar.

yapalım mı bundan dedi, yapalım dedim. markete uğradık elmaları aldık. iki paket de bitter çikolata.  kasaya koştuk :)


malzemeler kolay,

3 tane elma
240 gram bitter çikolata
hindistan cevizi
3 tane de çöp  şiş


bitter çikolataları benmari usulü erittik. bu arada elmaların tepesine azra çöp şişleri batırdı; gücü biraz yetmeyince benden yardım istedi, çikolataları o eritti. sonra elmaları sosladık. hindistan cevizi yoktu evde ama kurabiye yapmıştım bir gün önce, onu ufalamıştım azıcık ona batırdık süs olsun diye.
mutlu oldu.
bana yetti :)


24 Mayıs 2012 Perşembe

Ne Gibi Kokmak İsterim?

Kokulara karşı çok hassasım. Bazı insanlara da söylemişliğim vardır. Ağzın kokuyor... Ter kokuyorsun diye.
Çünkü bunu bir engel olarak görmüyorum ve söylemekte hiç bir sakınca da yok bence. Çünkü 2012 yılında  yaşayıp bir insanın pis kokması için pis olması gerekir. Pislik de bir engel değil pisliktir :) Her gün duş alan vücudunu kremleyen koltuk altlarına stick-roll on kullanan, kılını tüyünü takip eden, çamaşırlarını değiştiren hiç kimse kokmaz. Kokamaz.

Ağzının içini her yediği şeyden sonra yıkayan ve fırçalayan insanın nefesinin kokması için bir sebep yok. Midesinde bir rahatsızlık mı belllki.
Dişlerini fırçalamayan insanlar var. Dilini fırçalıyor musun sen? diye sorduğum ama cevap olarak dilimi mi yoooo! diyen insanlar gördü bu gözler.Damağını? Yanak içlerini? desem gözleri yerinden fırlar diye sormadıklarım var..

Bir tencere bile yıkarken altını üstünü kenarlarını tellerken ağzın içinden geçen yağlar şunlar bunların kalıntısı olmuyor mu ağızda da yıkamıyor, fırçalamıyor, çalkalamıyoruz anlamış değilim...

Ama bu kokan insanları, tuvaletten çıkarken kapının kolunu selpakla tuttuklarını görmüyor muyum hasbinallaaaaah! demeden duramıyorum.

Şimdi sırada ambarda görevli bi adam var. Ona söylicem. Gittiği yere kokusunu lök diye bırakıyor sanki. Koku değil bir madde bırakıp gitmiş o madde de kokuyu salıp duruyor gibi. Kokunun gerçek bir ağırlığı varmış onu da o adam sayesinde öğrendim hemde öğürdüm.

Neyse işte öyle...

Dün Horozla konuşuyorduk,
-Teninin kokusunu seç deseler ne koksun isterdin? diye sordum.
-Salatalık dedi. Tazecik bi salatalık gibi. Ferah. Hafif. Sen?
-Ben bahçedeki pembe gül gibi kokmak isterdim. Allah'ım o nasıl bir kokudur. Masamdan kalkıp gülün yanına gidip koklayıp geri dönüyorum öyle esanslı öyle güzel bir koku ki! Anlatamam..

Tabii o gülü koklarken ve bir çok şeye bakarken her gün Allah'a hayranlığımdan bağırıp çağırasım geliyor!!!! Allah'ıııııııııııııııım! Sen bu rengi nasıl sağladın böyle nasıl güzel kokuyor bu çiçekler! Bu yeşiller nasıl yeşil! Şu minicik nokta kadar böceğin bile sindirim sistemi solunum sistemi var sistemleri nasıl kuruyorsun! Sen nasıl bir varlıksın!!!! Hayranım!!! diye belki binnnlerce kez düşünmüş haykırmak istemişimdir: "Allahtan korkun laaaaaaaaaan!!!" diye :)
İki kıçı kırık robot yapıyoruz da karşısına geçip vay beee adamlar neler yapmış diyoruz. Gözlerimiz ne kadar alışmış görmüyoruz...

Hadi kaçtım ben.

BıkBıııık!


21 Nisan 2012 Cumartesi

Rumeli Feneri _ Barınak


Cuma sabahı Horozla birlikte evden çıktım , beni babamlara bıraktı. Babamların evinin anahtarları var hala bende. Ancak sadece anahtar olması yetmiyormuş,kapının emniyet kilidinide takmışlar arkadan, sabahın 7 buçuğunda Nünüüüüü kapıyı aç diye seslenmemle uayndı :) Sana kahvaltıya geldim, ama önce uyuyalım dedim :) Uyuduk bir saat.. Uyandık. Apartmandaki komşularla kahvaltı günü varmış, bende gittim tabiiki :) Şaşırdılar beni görünce :)

Cuma günü işe gitmemek güzelmiş. Sadece kendi istediğin şeyleri, aklında iş-güç-hayat... yokken, gençlik başımda duman diyerek yapmak güzelmiş... arabana atladığın gibi arkadaşını alışık olduğun adresten almak güzelmiş!!!
Hürrem; benim canım aradaşım, bıdı bıdı bıdı konuşmalarımı saatler bile sürse dinleyenim, canım ciğerim :)
ve Sarıyer'e gitmek... Rumeli Feneri'ne giden o sakin etrafı yemyeşil aydınlık yolda herşeyden bahsetmek güzelmiş...